Okurken iyi eşlik edenler..

3 Kasım 2014 Pazartesi

Sessiz Tekrar

Kelimeler tekrara dustu..
Sessizlik en kestirme yol. 
İstemekle, dilemek farkli sey..
Emek hepsinin disinda..

Butun caban anlatmak uzerine, 
Sessizlige ait butun gercekler. 
Yalanlar bir cift guzel gozden turemis.

Kalabalikta ziyan olmus iki kelime,
Zaman herseyden hizli tuketilmis.
Gerceginden kurtulmak istersin,
Ozgurlugun kadinin gozlerinde..


22 Eylül 2014 Pazartesi

100

Hiçbir acıya kaydımı yaptırmadım,
Gelişine denkleştiriyorum mutlulukları.
Bir cümle için tüm kitabı okumak gibi,
Bir gülüşüne dünyayı yakmak.
Güzel gülen kadının gözlerinde olmak..

Bütün yalanlara kendi rızasıyla teslim olanlardanım,
Sırf biraz daha vakit geçirebilmek için.
Zamanın içine mutluluk serpiştiriyorum,
Azaltıyorum bana benimle kalan tehlikeli dakikaları..

Hüzünler tüketiyorum kalabalıklarda,
Yalnızlıklar yutkunuyorum,
Üç beş dakika daha aldatıyorum kendimi,
Yarından çalabilmek adına..

Her şey bittiğinde;
Bir ben kalıyorum..
Geçtiğin dersi tekrar almak gibi, acımasızca öğretiyor.
Savaşmadan, bitmiyor.

1 Eylül 2014 Pazartesi

Beni aldı götürdü zaman..
Hep bir yenilik..
Çoğu heyecanlı değil, bazısı hüzünlü.
Çok merak ederim, peki ya final?

1 Ağustos 2014 Cuma

Bazi kelimeler var ozel kadinlara soylenecek.
Kelimeler ve kadin okadar yakisiyor ki, 
Korkuyorsun.. 
Cok kirici, kelimeler, kadin ve dogru zaman denk gelmiyor. 

Belki, zamanin kirildigi bir yerde kavusuruz. 
Bi an ; kelimeler, zaman ve ozel kadin; sansim olur.. 
Sonrasi ..

Önizleme

Hayatın savaşmadan, bedel ödetmeden güzellikleri paylaşmayacağını sanırım cümleten öğrenmiş olduk. Bütün büyük savaşlarda, zorluklarda kuytu köşelere saklanma istediği insanın doğasında var.

İnsan güven duygusuna aç. Aslında farkında olmasa da ortak temel değerlerinin en önemlisi güven. Hele ki bizim gibi, aslını kaybetmiş, ne batılılığı doğru anlamış , ne Anadolu'dan doğru ders çıkarabilmiş toplumlar için çok daha önemli. Bizler eksikliklerini lüksle kapatmaya çalışan, insanı değerlerinin üstüne parayı yerleştirmiş ve bir kağıt parçasından çok havadaki azot dengesiyle bir tutan toplum olduk. Aslında çokta kızmamak lazım, aldığımız maaşın yarısından çoğunu çeşitli vergilerle devlete verip, ayakkabı kutularında gönderirken , yaşamak için para , iyi yaşamak için daha çok para zaruri hale geldi.

Ama bir de manevi boyutu var. Çağımızdaki tabiriyle stres. Hayatın yetme, yetişme,yetiştirme çabası arasında aslında en önemli kaynağımızı kendimizi harcıyoruz. Sorgulamadan uzak, yeni fikirlerden, yeni üretimden uzak bir düzenin içinde kaybolup gidiyoruz. Bu sorgulamayı ilk ben yapmıyorum, son da değilim fakat neden kaçamıyoruz düzenden, alışılmışlıktan? Ben düzen bozulsun niyetinde değilim ama neden nefes alamadığımızda boğulmak için ısrar ediyoruz. Neden son nefesimizi de o düzenin içinde sevmeden veriyoruz?
Neyi kazanacağız, neyi kaybedeceğiz bu kadar ısrarla ? Aslında biliyoruz.. "Para","Deneyim","Güç" vs !
Hepsi kazanılabilir hayatta. Peki kaybettiklerin? Nedir nefes alman için, kendini düşünmen için gereken? Doktor tavsiyesi mi ? Oldu o zaman.

Bir gün, bütün zorluklar bittiğinde;
Gün yeniden doğacak..
Sen ?
Toprak olacaksın..


Büyük sessizlikten kelime bekliyorsan,
Örtmek istiyorsan bütün gerçekleri..
Koca bir çölün ortasında oyuncak arıyorsun sen,
Değil ki yol yada yol arkadaşı..



28 Haziran 2014 Cumartesi

Müşahede Evresi

İnsanın kendisine dürüst davranması gerekiyor. Yaşadığımız ilişkiler bittiğinde hissettiğimiz duyguları neden öfke ve sinirin altına saklama ihtiyacı hissederiz ki? Sanki üç gün öncesine kadar sevgi sözcükleri söyleyen biz değilmişiz gibi.

Kabul etmek gerekiyor kronik sıkıntıları.Uzun vadede insanı daha çok yaralayıp , içsel mutsuzluğa itecek olan gerçekleri. Unutulmaması gereken, eğer biriyle birlikteyken yanlızlığınıızdan daha verimsiz, daha tatsızsanız orada bir hata var demektir. Çoğumuzun yaptığı "abi seviyorum napiyim" ve " ondan daha iyisini mi bulacağım" acizliklerinden kurtulmalı, gerçeğinizin , gerçeğin farkına varmalısınız. Bugün sizin tartışmak istemediğiniz için çöpe attığınız konular illa ki bir yerde sıkıntı olarak geri dönecektir. Ergence bir dürtü yüzünden bir ömür boyu kendiniz olmaktan vazgeçip , o tatsızlıklara göz yuman , görmemezlikten gelen ve geçmişi özlemle anan insanlar arasına katılacaksınız.

 Yazdıklarımı kendimi aklamak, yada birilerine mesaj vermek için yazmıyorum. Bir geçiş evresindeyim üç gün önce büyük sevgi sözcükleri söylerken, bugün sessizce eski yalnızlığıma alışmayı bekliyorum. İnsan kolay hissedemediği gibi kolay da vazgeçemiyor ama sevginin kalabalık bir yalnızlığı yaşatması da bahsedilebilir durum değil. Önemli olan sıradanlaştırmadan yakışan şekilde vazgeçmek o büyülü sözcüklerden. Bir gün dost olarak uzaklarda buluşulur elbet.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Yangınlar var..

22 Haziran 2014 Pazar

Duz mantik

Hic bir sarki anlatamiyor,
Siirler suskun..
Vazgecilemeyen mantikli cumleler,
Unutulmaz kiliyor butun huzunleri.

20 Haziran 2014 Cuma

Ofke hali

Cani yanan bir canlinin saga sola saldirmasi gibi bazen ofke. Sadece anlasilma cabasiyla, biraz ozen bekleyerek yasanan donemler var. Butun kelimelerden bagimsiz, yuregindeki yalnizligi paylasabilme gayesi kadar yuksek ofke hali.. Kimseyle ilgisi yok, insanin kendine verdigi savas tek gercek.. 

İnsan savasirken kayiplarini ve gerceklerini bildigi icin mutsuz olur. Yuksek mutsuzluk haline yanlis yaklasmak, cani yanan canlinin atesine sorgusuzca elini atmakla ayni. Bir seyi "ben dili " ve " sen dili" arasindaki farki umursamadan ifade etmek soyleminin butun dogrularini silip atabilir.

Hayatim boyunca cok kaybettim, izlerini sildigim, silemedigim onlarca yaram,hatam ve tecrubem var. Bir daha kaybederim, bir daha kazanirim umrumda degil. Ama yolu beraber yurumek farkli sevgi kurtarmaz , ayni dili konusmak gerekir..

29 Mayıs 2014 Perşembe

Kendini tani

Hayatta mucadelenin var oldugunu hic unutmadim, onunda unutturmaya niyeti yoktu o ayri mesele.. 

Cok yetenekli sayilmam hayata dair. Cogu zaman hataya yatkin karakterim oldugu dusunulebilir. Cok bir beklentim de yok insanlardan, birseyler bildigimi dusunmelerini beklemiyorum ama nacizane yetenegim; gorebiliyorum. Olaylarin akisinda nefes alabildigim surece farkedebiliyorum. Edebi anlamda olmasa da hayata dair okuyabiliyorum. 

Az cok deneyimlerim gosterdi ki hayati yonetmek yurek isi. Basarinin hayati yonetmekten gectigini dusunebilirsiniz ama varolusunuzu evrene aidiyet noktasina getirip, ruhunuzu insanlarla esitlemezseniz hep samimiyetten uzak, biraz yalan, baya iktidar kaygisi dolu hayatiniz olabilir. 

Zaman zaman insanlarin onundeki olaylara kayitsiz kaldigi, gormek istemedigi, gorurse 3 adim sonrasindan kaygilandigi durumlar gelir karsiniza ve eger karar mekanizmasi degilseniz, birakin zorlamayin sizin karar aniniz geldiginde tecrubeleriniz yureginizle birlesip size yolunuzu cizecektir. 

Sakin, biraz yuksek bir tepede..
İzlemen lazim hayati.
Dun gormeyenleri, bugun sormayanlari..
Sen affedersin bir gun..


Gozyaslari kalsin paylasamadigin,
Yol, bir gun esitler kaderini..
Yalnizliktan korkma,
Zaman affeder seni bir gun..

23 Nisan 2014 Çarşamba

23 Nisan!

 Geçen gece bir rüya gördüm, tam da "işe gitmeye daha var biraz daha uyuyayım " aralığında. Gazi Mustafa Kemal, içinde benim de olduğum bir grup genci almış karşısına, ayakta bir şeyler anlatıyordu. Tarifsiz bir duyguydu o , rüyamda dahi masmavi gözlerini görmek. Çok az bakabildim gözlerine, her kaldırdığımda kafamı biraz daha aktı göz yaşım, geri indirdim. Utandım, bakamadım.

Kendisini putlaştıranlara karşıyım. Bağnazlıkla, cehaletle savaşmak için onu alet edenlerin Gazi'yi anlamadıklarını düşünüyorum. Bir yol gösterici, bir önder olmak başardığı hayaliydi, ama yarınlarının bu kadar aciz, bu kadar çıkarcı , bu kadar egoist olacağını hiç düşünmemişti bence. Bütün emeklerini yarının büyüklerine karakterlerini gösterebilecekleri, ülkelerini daha ileriye taşıyabilecekleri Türkiye bırakmak için harcamış ve bunun için "KENDİNDEN" vazgeçmişti. Yani hiç esirgemeden söyleyim, bugün çoğunlukla Kemalist geçinenlerin olayı çıkarları uğruna saptırdıkları kanaatindeyim. Çok aşağılıkça. İnanın dini alet edenlerden farkları da yok.

Ama işin Atatürk'ü anladıktan sonraki boyutu var. Zaten anladığını sanıp Atatürk'e sığınanların acizliklerini geçtim, bi de Atatürk'e karşı olup, anlamak istemeyenlerin saptırdıkları var. İşte bütün her şey bu iki çıkar probleminin siyasal boyutu ve ebeveynlerin çocuk sahibi olmayı içselleştiremeyişinin sonucu.

Onlarca 23 Nisan geçti, bugün geldiğimiz noktada ülkemizde milyonlarca çocuk kötü şartlarda yaşıyor, öğrenim görüyor ve yetişkin oluyor. Öyle büyük bir dengesizlik ki bu, sonucunu değiştirmek için çok az bilinçli insan elini taşın altına koyuyor. İşin acı tarafı, taşın altında koymamaları değil. Sadece kendi çıkarları ve ezikliklerini örtme çabaları olduğu için görmemezlikten geliyorlar.  Yazık..

Şimdi bir kaç sorum var hayata karşı?

-Türkiye'de kaç tane yetişkin, aile planlamasıyla ilgili sivil toplum kuruluşlarına destek olmuştur?

- Türkiye'de kaç tane yetişkin , kendi çocuğu dışındaki çocuklara sadaka değil, destekte,bağışta bulunmuştur?

-Türkiye'de kaç tane yetişkin, sadece haftada 1-2 saatini ayırarak diğer insanlar için bir çaba içindedir?

Kabul edelim, paylaşmayan, diğer insanlar için bir şey yapmayan, hatta kendi çocuğu ve diğer çocuklar için bir şeyler yapmayan, sadece özel günlerde Atatürk'ü , insanlığı , vicdanı, ahlakı hatırlayan Atatürk'ü anlamış değildir. Emin olun dışarıdaki sahipsiz çocuklarda da suçunuz var, bugün huzurla görmediğiniz geleceğinizde de.. Şimdi bugün 3-5 tweet atın, bir Atatürk'lü fotoğraf sonra sessizce slogan atmadan çıkarlarınıza dönebilirsiniz.

18 Nisan 2014 Cuma

18 Nisan Hatırası

Hep iki yol olduğunu düşünürüm hayatla ilgili, biri uzun uzun ciddi geceler barındıran, yarının gençlerini çocuklarını mutlu bir geleceğe hazırlamak için elimi taşın altına koyduğum yol. Diğeri, sokaklarda istediğinde kaçabileceğin, dostlarınla sınırsız saat amaçsızca oturduğun, dünya yansa , cehalet kol gezse , insanlar birbirini öldürse sana dokunmadıkları sürece umurunda olmadığı yol.

Benim aslında tercihim net. Ben bu ülkede herkes mutlu olsun, kişisel değerleri "tek başına köşeye dönmek" değil, ülke olarak huzurlu olmak olan gerçekten büyük yürekli insanlarla dolu vatan istiyorum. Öyle ki hırsızsın hırsızlığını vicdanında meşrulaştırmış, bir gün hırsıza oy vermenin onu var etmenin yükünü taşımayacağını düşünen bir toplumla bunu gerçekleştirmek zor. Biz ülke olarak bazı konuları çok yanlış anladık. Sanırım kimse de bize doğruyu göstermedi.

Kahvehane muhabbeti diye bir şey var. "Sadece konuşan , işe yaramayan, birbirini dinlemeyen adamların ahkam kesmesi" bende ki Türkçe karşılığı bu. Günümüzde okuyan yada okumayan insanların tamamen yaptığı bu, koca Gezi olaylarında sırf "bizde oradaydık" diye anlatmaya giden onlarca genç vardı. Ya da bir çobanın verdiği kahvehane manşetlerinin ardından "bu gençler marjinal, terörist" diyen amcalar.

Bazı şeyleri kabul etmek gerekiyor, bizim toplumsal değerlerimiz, ahlakımız , vicdanımız bugün yok. Batılı olmayı yanlış anlamış, Osmanlı'yı yanlış anlamış, Müslümanlğı yanlış anlamış bir toplumla karşı karşıyayız.
Bu kültürlerin hiçbiri ahlaksızlığı, hırsızlığı, başkalarının haklarını gasp etmeyi meşrulaştırmaz. Biz komşuluğu bilen, ülkenin içinde insanlıktan nasibini almış çoğunluğun var olduğu bir ülkeydik. Peki ne oldu, nasıl oldu da
kişisel çıkarlar, PARA bu kadar ele geçirdi bizi. Nasıl kutsal varlığı, "Müslümanlık" dahi rant kavgasına dönüştü, hatta gözüne daha Müslüman göründü diye hırsızlığa vicdanen rahatsız olmadan nasıl destek olundu?

Bugün, 18 Nisan 2014 bütün ciddi sorunların, hayata karşı mücadelelerin, depresyonların ve yalnızlıkların yanında bir şey daha olsun istiyorum ülkemde ; Sevgi! Öyle ilkokul çocuğunun toz pembe dünyasında söylediği gibi değil. İçi huzurla dolu, ülkesi için taş üstüne taş koyan, konuşmaktan çok , insanlarını sevdiği için sorumluluk hisseden bir toplum diliyorum. Sevmekten, sevdiğinizi söylemekten, inanmaktan korkmayın.
Öteki, beriki değil de siz öldürürsünüz Cumhuriyeti, inanmaktan savaşmaktan sevmekten vazgeçerseniz.

1 Nisan 2014 Salı

Zor Geçilmesi Güç, Dik

Çok düşünmeye gerek yok.
Sıradan bir farkındalık yeterli..
Zorluklarla boğuşmak değil,
Kazanmak kıymetli olan..

Çok uzun söylemlerden vazgeçtim,
Mutluluklarım için basit yollar aramaktan..
Kimsenin kolayı olamadım..
Zor, benim hayatımdı.

Hayatım savaşmak üzerine kurulu,
Mutlu olmak için mutlu etmek için var olmak..
Her defasında dik kalmak için.
Sarp yollar benimdi, o zaferleri daha çok sevdim.

26 Mart 2014 Çarşamba

Kabahat

Sahip olduğun ruhun sonsuzluğunda kaybolmak ..
Yalnızlık..
Hiç kadar gerçek , hep gibi var olmak..
Hayat..

Nankörlük ruhumuzda..
Bir yerlere tutunarak devam etme isteği..
Kurtulsan düğümlerinden... Çözmesen , vazgeçsen..
Kabul et sonsuzlukta sıradanlaşmak değildir, kendin olmak..

Zaman zaman unuttum,
Tokat gibi hatırlattı hayat..
Sonsuz bir ova.. Çıplak ve kabullenmiş bir ruh..
Elimde yüreğimle beklerken.. İnanmak büyük kabahat.

Kal Sağlıcakla


Deneyimledim, uzun uzun senelerce. 
Ne düşmekten korktum , ne de kaybetmekten. 
Çok hüzünlüydü bazı tecrübeler.. 
Bitmek bilmeyen geceler, içten içe ağlanan rakı masaları..  

Çok güzeldi.. Aşk ve öfkenin içinde barındığı..
Hayatın gerçeklerini kabul ettirmesinin can yaktığı dönemler. 
Güzel aşklardı, aşklaşmışlıklardı, heveslerdi.. Samimiydi.. 
El yordamıyla sevgiyi, düşmeyi , inanmayı ve kaybetmeyi öğrendik..

Şimdi aşka dair her şey fazla gerçek, çokça yalan, şımarıkça heves.. 
Bir kalbe inanmak , onun listesine uygunlukla doğru orantılı..
Diğer değerler mi? 
"Kalsın sağlıcakla" .. 

26 Ocak 2014 Pazar

Kandirmaca

Kollarimi acip,
Gozlerimle bagirdim..
Beden lal olmus, 
Sen de herkes gibi bir yalnizliga yabanci..

İsyanlari oturtamadim ruhuma,
Bedende hep gizleme cabasi.
Dun ogrendigim butun oyunlar, 
Bugun unutmaya calistigim gercekler seninle..

Anlasaydin sessizligi..
Gorseydin gozlerimdekini.
Anlasaydin neleri bagirdigimi sessizlikte..
Ben butun cumlelerde seni suclayarak kendimi kandirmaya calismazdim.

12 Ocak 2014 Pazar

Sonrasi

Gidecek yerin olmaz.. 
Butun betonlar kum, 
Koca sehir çöl olmuş.
Beklersin..

Takilip kalirsin dertlerine,
Karanlik heryer..
Anlatmamak tercih olmanin otesinde,
Dugum kalbine oturmus.

Herseyden daha gercek,
En buyuk ders gelir.
Degistiremezsin..
Ölum en buyuk gercektir. 

7 Ocak 2014 Salı

Yol

Yürümeyi öğrendim yolun en başında..
Aile olmayı öğrendim,
Zor günler vardı, "Bir" olmayı öğrendim..
Hepsi tamamladı birbirini yürüdüm..

Mecaz anlamlar geldi hayatıma,
Ruhuma işledi, durmadım..
Bıçaklar vardı, onları öğrendim.
Sırtımda onlarcası, yürüdüm..

Ve yol vardı..
Sonunun ecel, rotanın kader, adının hayat olduğu..
Durmadım, yürüdüm..
Korkmadım, büyüdüm.. Sırtımda onlarcası..

Yol hayatım,zorluklar kaderim olabilir..
Durmayacağım, yaşayacağım.
Yol arkadaşım gözyaşı olabilir, seveceğim..
Dün de dik durdum, yarın da eğilmeyeceğim..
Seveceğim.. korkularımla, gözyaşlarımla..

Hatırlama evresi

Cok guvensiz zamanlar..
Ya umursamayacağım hayati,
Ya da arayacagim guvenilecek insanlari..
Boktan bir ikilem.

Kendini korumaya almak,
Eski uzuntulerimden ders cikarmakti amacim.. 
Bir de baktim ki sevemez olmusum,
Curetkar yalnizliklar hep bana ait.

Sorular, cevaplar, anlamlar, bosluklar..
Bunlar ask'in degil.. 
Kendimi bilince zorlarken, 
Askin suursuzlugunu unutmusum..