Geçen gece bir rüya gördüm, tam da "işe gitmeye daha var biraz daha uyuyayım " aralığında. Gazi Mustafa Kemal, içinde benim de olduğum bir grup genci almış karşısına, ayakta bir şeyler anlatıyordu. Tarifsiz bir duyguydu o , rüyamda dahi masmavi gözlerini görmek. Çok az bakabildim gözlerine, her kaldırdığımda kafamı biraz daha aktı göz yaşım, geri indirdim. Utandım, bakamadım.
Kendisini putlaştıranlara karşıyım. Bağnazlıkla, cehaletle savaşmak için onu alet edenlerin Gazi'yi anlamadıklarını düşünüyorum. Bir yol gösterici, bir önder olmak başardığı hayaliydi, ama yarınlarının bu kadar aciz, bu kadar çıkarcı , bu kadar egoist olacağını hiç düşünmemişti bence. Bütün emeklerini yarının büyüklerine karakterlerini gösterebilecekleri, ülkelerini daha ileriye taşıyabilecekleri Türkiye bırakmak için harcamış ve bunun için "KENDİNDEN" vazgeçmişti. Yani hiç esirgemeden söyleyim, bugün çoğunlukla Kemalist geçinenlerin olayı çıkarları uğruna saptırdıkları kanaatindeyim. Çok aşağılıkça. İnanın dini alet edenlerden farkları da yok.
Ama işin Atatürk'ü anladıktan sonraki boyutu var. Zaten anladığını sanıp Atatürk'e sığınanların acizliklerini geçtim, bi de Atatürk'e karşı olup, anlamak istemeyenlerin saptırdıkları var. İşte bütün her şey bu iki çıkar probleminin siyasal boyutu ve ebeveynlerin çocuk sahibi olmayı içselleştiremeyişinin sonucu.
Onlarca 23 Nisan geçti, bugün geldiğimiz noktada ülkemizde milyonlarca çocuk kötü şartlarda yaşıyor, öğrenim görüyor ve yetişkin oluyor. Öyle büyük bir dengesizlik ki bu, sonucunu değiştirmek için çok az bilinçli insan elini taşın altına koyuyor. İşin acı tarafı, taşın altında koymamaları değil. Sadece kendi çıkarları ve ezikliklerini örtme çabaları olduğu için görmemezlikten geliyorlar. Yazık..
Şimdi bir kaç sorum var hayata karşı?
-Türkiye'de kaç tane yetişkin, aile planlamasıyla ilgili sivil toplum kuruluşlarına destek olmuştur?
- Türkiye'de kaç tane yetişkin , kendi çocuğu dışındaki çocuklara sadaka değil, destekte,bağışta bulunmuştur?
-Türkiye'de kaç tane yetişkin, sadece haftada 1-2 saatini ayırarak diğer insanlar için bir çaba içindedir?
Kabul edelim, paylaşmayan, diğer insanlar için bir şey yapmayan, hatta kendi çocuğu ve diğer çocuklar için bir şeyler yapmayan, sadece özel günlerde Atatürk'ü , insanlığı , vicdanı, ahlakı hatırlayan Atatürk'ü anlamış değildir. Emin olun dışarıdaki sahipsiz çocuklarda da suçunuz var, bugün huzurla görmediğiniz geleceğinizde de.. Şimdi bugün 3-5 tweet atın, bir Atatürk'lü fotoğraf sonra sessizce slogan atmadan çıkarlarınıza dönebilirsiniz.
Okurken iyi eşlik edenler..
23 Nisan 2014 Çarşamba
18 Nisan 2014 Cuma
18 Nisan Hatırası
Hep iki yol olduğunu düşünürüm hayatla ilgili, biri uzun uzun ciddi geceler barındıran, yarının gençlerini çocuklarını mutlu bir geleceğe hazırlamak için elimi taşın altına koyduğum yol. Diğeri, sokaklarda istediğinde kaçabileceğin, dostlarınla sınırsız saat amaçsızca oturduğun, dünya yansa , cehalet kol gezse , insanlar birbirini öldürse sana dokunmadıkları sürece umurunda olmadığı yol.
Benim aslında tercihim net. Ben bu ülkede herkes mutlu olsun, kişisel değerleri "tek başına köşeye dönmek" değil, ülke olarak huzurlu olmak olan gerçekten büyük yürekli insanlarla dolu vatan istiyorum. Öyle ki hırsızsın hırsızlığını vicdanında meşrulaştırmış, bir gün hırsıza oy vermenin onu var etmenin yükünü taşımayacağını düşünen bir toplumla bunu gerçekleştirmek zor. Biz ülke olarak bazı konuları çok yanlış anladık. Sanırım kimse de bize doğruyu göstermedi.
Kahvehane muhabbeti diye bir şey var. "Sadece konuşan , işe yaramayan, birbirini dinlemeyen adamların ahkam kesmesi" bende ki Türkçe karşılığı bu. Günümüzde okuyan yada okumayan insanların tamamen yaptığı bu, koca Gezi olaylarında sırf "bizde oradaydık" diye anlatmaya giden onlarca genç vardı. Ya da bir çobanın verdiği kahvehane manşetlerinin ardından "bu gençler marjinal, terörist" diyen amcalar.
Bazı şeyleri kabul etmek gerekiyor, bizim toplumsal değerlerimiz, ahlakımız , vicdanımız bugün yok. Batılı olmayı yanlış anlamış, Osmanlı'yı yanlış anlamış, Müslümanlğı yanlış anlamış bir toplumla karşı karşıyayız.
Bu kültürlerin hiçbiri ahlaksızlığı, hırsızlığı, başkalarının haklarını gasp etmeyi meşrulaştırmaz. Biz komşuluğu bilen, ülkenin içinde insanlıktan nasibini almış çoğunluğun var olduğu bir ülkeydik. Peki ne oldu, nasıl oldu da
kişisel çıkarlar, PARA bu kadar ele geçirdi bizi. Nasıl kutsal varlığı, "Müslümanlık" dahi rant kavgasına dönüştü, hatta gözüne daha Müslüman göründü diye hırsızlığa vicdanen rahatsız olmadan nasıl destek olundu?
Bugün, 18 Nisan 2014 bütün ciddi sorunların, hayata karşı mücadelelerin, depresyonların ve yalnızlıkların yanında bir şey daha olsun istiyorum ülkemde ; Sevgi! Öyle ilkokul çocuğunun toz pembe dünyasında söylediği gibi değil. İçi huzurla dolu, ülkesi için taş üstüne taş koyan, konuşmaktan çok , insanlarını sevdiği için sorumluluk hisseden bir toplum diliyorum. Sevmekten, sevdiğinizi söylemekten, inanmaktan korkmayın.
Öteki, beriki değil de siz öldürürsünüz Cumhuriyeti, inanmaktan savaşmaktan sevmekten vazgeçerseniz.
Benim aslında tercihim net. Ben bu ülkede herkes mutlu olsun, kişisel değerleri "tek başına köşeye dönmek" değil, ülke olarak huzurlu olmak olan gerçekten büyük yürekli insanlarla dolu vatan istiyorum. Öyle ki hırsızsın hırsızlığını vicdanında meşrulaştırmış, bir gün hırsıza oy vermenin onu var etmenin yükünü taşımayacağını düşünen bir toplumla bunu gerçekleştirmek zor. Biz ülke olarak bazı konuları çok yanlış anladık. Sanırım kimse de bize doğruyu göstermedi.
Kahvehane muhabbeti diye bir şey var. "Sadece konuşan , işe yaramayan, birbirini dinlemeyen adamların ahkam kesmesi" bende ki Türkçe karşılığı bu. Günümüzde okuyan yada okumayan insanların tamamen yaptığı bu, koca Gezi olaylarında sırf "bizde oradaydık" diye anlatmaya giden onlarca genç vardı. Ya da bir çobanın verdiği kahvehane manşetlerinin ardından "bu gençler marjinal, terörist" diyen amcalar.
Bazı şeyleri kabul etmek gerekiyor, bizim toplumsal değerlerimiz, ahlakımız , vicdanımız bugün yok. Batılı olmayı yanlış anlamış, Osmanlı'yı yanlış anlamış, Müslümanlğı yanlış anlamış bir toplumla karşı karşıyayız.
Bu kültürlerin hiçbiri ahlaksızlığı, hırsızlığı, başkalarının haklarını gasp etmeyi meşrulaştırmaz. Biz komşuluğu bilen, ülkenin içinde insanlıktan nasibini almış çoğunluğun var olduğu bir ülkeydik. Peki ne oldu, nasıl oldu da
kişisel çıkarlar, PARA bu kadar ele geçirdi bizi. Nasıl kutsal varlığı, "Müslümanlık" dahi rant kavgasına dönüştü, hatta gözüne daha Müslüman göründü diye hırsızlığa vicdanen rahatsız olmadan nasıl destek olundu?
Bugün, 18 Nisan 2014 bütün ciddi sorunların, hayata karşı mücadelelerin, depresyonların ve yalnızlıkların yanında bir şey daha olsun istiyorum ülkemde ; Sevgi! Öyle ilkokul çocuğunun toz pembe dünyasında söylediği gibi değil. İçi huzurla dolu, ülkesi için taş üstüne taş koyan, konuşmaktan çok , insanlarını sevdiği için sorumluluk hisseden bir toplum diliyorum. Sevmekten, sevdiğinizi söylemekten, inanmaktan korkmayın.
Öteki, beriki değil de siz öldürürsünüz Cumhuriyeti, inanmaktan savaşmaktan sevmekten vazgeçerseniz.
1 Nisan 2014 Salı
Zor Geçilmesi Güç, Dik
Çok düşünmeye gerek yok.
Sıradan bir farkındalık yeterli..
Zorluklarla boğuşmak değil,
Kazanmak kıymetli olan..
Çok uzun söylemlerden vazgeçtim,
Mutluluklarım için basit yollar aramaktan..
Kimsenin kolayı olamadım..
Zor, benim hayatımdı.
Hayatım savaşmak üzerine kurulu,
Mutlu olmak için mutlu etmek için var olmak..
Her defasında dik kalmak için.
Sarp yollar benimdi, o zaferleri daha çok sevdim.
Sıradan bir farkındalık yeterli..
Zorluklarla boğuşmak değil,
Kazanmak kıymetli olan..
Çok uzun söylemlerden vazgeçtim,
Mutluluklarım için basit yollar aramaktan..
Kimsenin kolayı olamadım..
Zor, benim hayatımdı.
Hayatım savaşmak üzerine kurulu,
Mutlu olmak için mutlu etmek için var olmak..
Her defasında dik kalmak için.
Sarp yollar benimdi, o zaferleri daha çok sevdim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)